Türkiye: Ne S-400 Ne de F-35 – Silaha Değil Emekçilere Bütçe!

G-20 Zirvesi’nde Trump ile yaptığı görüşmeden mutlu ayrılan iktidar açısından sonrasında gelen haberler pek iç açıcı görünmüyor. Osaka görüşmesi sonrasında hem Trump topu Obama yönetimine atarak Türkiye’nin bu konuda yüz üstü bırakıldığını ifade etmiş hem de Erdoğan ABD cephesinden herhangi bir yaptırım uygulanmayacağını açıklamıştı.

Ancak ABD’den gelen sinyaller tam tersi yönde. Yaptırımlar konusunda yetki Kongre’de ve Kongre’nin Türkiye’ye bakışı da hayli mesafeli.

Reuters’e konuşan Amerikan yetkililere göre Trump yönetimi S-400’de ısrarcı olunması halinde Türkiye’ye yaptırım uygulamayı ve F-35 projesinden çıkarmayı planlıyor. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Morgan Ortagus konuyla ilgili şu ifadeleri dile getirdi:

 “ABD, Türkiye’ye S-400 alması halinde F-35 programına katılımının askıya alınması ve gelecekteki diğer potansiyel silah transferini riske sokması da dâhil çok ciddi ve olumsuz sonuçlarla karşı karşıya kalacağını defalarca ve açıkça ifade etti. Ayrıca, Amerika Düşmanlarına Yaptırımlarla Mücadele Yasası (CAATSA) kapsamında S-400 alımına dâhil olan devlet veya özel tüm kurum ve kişilerin potansiyel yaptırımlara maruz kalabileceğini de ifade ettik.”

ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü (Pentagon) Albay Mike Andrews da Erdoğan’ın yaptırım olmayacağı yönündeki açıklamalarına “Hiçbir şey değişmedi.” şeklinde yanıt verirken,“Türkiye’nin Rus S-400 hava ve füze savunma sistemine sahip olması, F-35 programıyla uyumlu değil. Türkiye’nin her iki sisteme de sahip olmasına izin verilmeyecek.” ifadelerini kullandı.

Senatör Lindsay Graham’ın 1 Temmuz’da yaptığı açıklamalar da benzeri yönde. Graham Türkiye’nin S-400 füzelerini aktif hale getirdiği takdirde F-35 programından çıkarılacağını açıklarken, Senato’nun Savunma Bakanlığı bütçe yasa tasarısında yer alan ve Türkiye’ye F-35 uçağı satışını yasaklayan hükümleri hatırlattı.

Türkiye yaklaşık 70 yıllık bir NATO üyesi ve S-400 alımı Batı dünyasında Türkiye’nin dış politika paradigmasında önemli bir değişim olarak görülmektedir. Ayrıca Hindistan başta olmak üzere Katar, Suudi Arabistan, Mısır, Fas, Vietnam ve Irak gibi ülkelerin de S-400 alımı konusunda ilgili oldukları ve ABD yönetiminin yaptırımlar aracılığıyla bu ülkeleri S-400 alımından caydırmaya çalıştığı Amerikan medyasında gündeme gelmişti. Dolayısıyla Türkiye eğer S-400’leri alır ve ABD cephesinden herhangi bir yaptırım uygulanmazsa bunun dünya genelinde bulaşıcı etkilerinin olacağı rahatlıkla öngörülebilir. Kısacası, böyle bir durumda Türkiye’ye yaptırım uygulanması yüksek bir ihtimaldir. Böyle bir yaptırımın hâlihazırda çöküşte olan Türkiye ekonomisine nasıl bir yıkım getireceğini tahmin edebiliriz.

AKP iktidarı yıllardır dış politikada maceracı hayallerin peşinde koştu, bu heyecan ile Erdoğan iktidarını besledi. Aslında dış politikada atılan pek çok hamle Erdoğan’ın kısa vadeli çıkarlarına hizmet etmek için kullanıldı. Suriye, seçim gündemi heyecanı yaratmak, ekonomik darboğaza reçeteler bulmak, uluslararası dengelerden faydalanarak “bir dünya lideri pozu” yakalamak vs… Tüm bunların bedelleri ise ağır oldu. Ellerini nereye attılarsa orada halk ağır bedeller ödedi. 

İktidarın ilk yıllarında hem egemen sınıfların bölünmüşlüğü hem de sokak muhalefetinin gücü iktidarı emperyalist maceralara girişmekten alıkoyabiliyordu. Mesela 2003 yılında meclise getirilen Irak tezkeresi güçlü bir savaş karşıtı muhalefet ile püskürtülmüş ve Türkiye Irak Savaşı’nın bir suç ortağı olmaktan kurtulmuştu. Fakat tek adam rejiminin güçlenmesi ile artık dış politikada rejimin küçük ve gündelik hesaplarına hizmet ediyordu. AKP rejimi her zaman ABD emperyalizmine sadıktı. Müslüman dünyanın halifesi rolüne soyunan Erdoğan Libya ve Suriye gibi ülkelerde rol kopma uğruna radikal İslamcı çetelere yoğun bir askeri-lojistik destek verdi. IŞİD ve El Nusra gibi unsurlar Türkiye’de cirit atarken, birçok katliama imza attılar. Öte yandan göçmenler birer şantaj aracı olarak kullanıldı ve Batı dünyası ile ilişkiler birer iç siyaset malzemesi haline getirildi. Suriye’de Rus uçağı düşürüldü, emri ben verdim denildi ve sonrasında tükürdüğünü yalamanın bedeli ağır bir maliyetle geri döndü. 

Şimdi ise Doğu Akdeniz ve Libya… Yakın gelecekte her iki alanda da iktidarın emperyalist maceracılığının nelere mal olabileceğini görebileceğimiz gelişmelerle karşı karşıya kalabiliriz.

Türkiye’de emekçi sınıfların ne F-35’e, S-400’e ne de emperyalist maceracılığa ihtiyacı var. Bunu bizlere yurdun savunulması kılıfıyla servis etseler de, bizler biliyoruz ki savaş politikaları bir avuç sermayedardan ve onların işbirlikçisi iktidarlardan başkasına hizmet etmemektedir. Savaşlar kapitalistlerin kriz çözme yöntemlerinden en barbar olanıdır. 

Milyarlarca dolar savaş sanayisine akıtılırken bu ülkenin emekçileri, gençleri, kadınları işsizlik ve yoksullukla pençeleşiyor. İktidar ise milliyetçi-şoven söylemlerle bizleri kirli politikalarının ortağı ve izleyicisi haline getirmek istiyor. Fakat sıra bedel ödemeye geldiği zaman bedel ödeyen sadece yoksul emekçiler oluyor.

Kirli, savaş kışkırtıcısı ve maceracı dış politikaya son!

Bizim kan ve gözyaşından başka birşey getirmeyen, emekçilerin yarattığı zenginliği kirli savaş aygıtlarına akıtan savaş politikalarına iktidar zafer kazanacak olsa bile ihtiyacımız yok. Unutulmamalıdır ki bunlar bizlere sadece kan, gözyaşı, artan devlet baskısı ve yoksullaşma olarak geri dönüyor. Ne sermaye ile ne de iktidarı AKP ile ortak bir çıkara sahibiz. 

Emekçi halkın S-400’den de F-35’ten de acil ihtiyaçları bulunmaktadır. Bugün ülkenin ihtiyacı silahlanmaya milyarlarca dolar harcamak yerine, eğitim ve sağlık gibi haklara, insanca yaşamaya yetecek ücretlere pay ayrılmasıdır. İşsizlik sorununa çözüm bulunmasıdır. Eşitlikçi, özgürlerin kısıtlanmadığı, adaletsizliğin ortadan kaldırıldığı bir iklimin yaratılmasıdır. Bunları kapitalistlerin lokomotifi, emperyalistlerin işbirlikçisi bir Erdoğan rejiminin yapamayacağı ortadadır. İnsanca yaşamak için emperyalizme ve burjuva iktidarlara karşı mücadele etmekten başka bir çıkış yolu bulunmamaktadır.